Kıssalardan hisseler… Televizyonda haberleri izliyorduk… Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen günlüklerden bölümler okunuyordu… Bütün cümleler, “yapacaktık, edecektik” gibi niyet ekleriyle bitiyordu… Yani ortada yapılmış bir şey yoktu… Sadece niyet vardı… Benim canım Hacı anneciğim gülerek, bize bir fıkra anlatmak istediğini söyledi… Anacağımdan, kendimi bildim bileli fıkralar dinlerim… Aynı fıkrayı ikinci defa (eğer birisi tekrarını istemezse) dinlediğimi hatırlamıyorum… Hepimiz dikkat kesildik… Başladı anlatmaya… Kocası ölen kadın ağlarken bir yandan da: “Ah benim sarı mesli kocacığım” diye ağlıyormuş… Yakınları kadının yanına gelip: “Hanım… Senin kocanın hiçbir zaman mesi olmadı ki, sarısı olsun” demişler… Kadın ağlamasını sürdürmüş: “Ah, ‘alacağım’ derdi, ‘alacağım’ derdi”… Emekli paşaların gözaltına alınmalarındaki garabeti bundan daha iyi anlatacak bir fıkra düşünemiyorum… Hacı anneciğimin fıkraları bitmemiş olmalıydı… Haberleri dinledikten sonra bir fıkra daha anlattı… Kaynana, çaydanlıktır… Gelin ise demlik… Damat çay bardağı; görümce kaşık… Masadakiler dikkatle hacı anneciğimin ağzının içine bakıyoruz… Bir taraftan çaydanlıktan (kaynana) dökülür sular çay bardağına (damat), bir yandan da demlikten (gelin)… Bardak dolduktan sonra bu defa da kaşık (görümce) başlar bardağı karıştırmaya… Ve anneciğim, az önceki fıkrasında küçük bir değişiklik yaparak anlatmasını sürdürdü… “Halk çaydanlık, politikacılar demlik” dedi… “Ordu çay bardağı, gazeteciler kaşık… Çaydanlık, demlik, kaşık bir olmuşlar; bardağı bir yandan taşırıp, diğer yandan karıştırıyorlar…” Bu kez fazla gülmedik aksine hepimiz hüzünlendik… Hacı anne hepimizi sağlıklı düşünmeye sevk ediyordu… Sonra da ben bir fıkra anlattım… Taşralı bir delikanlı, İstanbul’a geliyor… En yakın çocukluk arkadaşına misafir oluyor… Ne var ki, daha eve girdiği andan itibaren arkadaşının papağanı misafiri rahatsız eden küfürleri ardı ardına sıralıyor… Ertesi sabah ev sahibi işe gidince de misafiri rahatsız eden küfürleri tekrarlayıp duruyor… Ev sahibi eve döndüğünde, misafir, papağanı şikâyet ediyor… Ev sahibi hemen bir çarşaf alıp kafesin üstüne atıyor… Ertesi gün, daha ertesi gün, daha ertesi gün delikanlı rahat… Papağandan çıt çıkmıyor… Papağanın bu sessizliği misafir delikanlının dikkatini çekiyor… Kafesin yanına gidip çarşafı hafifçe kaldırıyor… Papağanla göz göze geliyorlar… Papağan öfkeli bir ses tonuyla haykırıyor: “Sen yine kaşınıyorsun ama…” Vallahi billahi bazıları darbe için adeta kaşınıyorlar… Hem de artık askeri darbeye imkân olmadığını bildikleri halde…
Acaba neden?.. Memduh Bayraktaroğlu 04.07.2008
|
GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2450
|