Sivil siyasetin 12 Eylül’ü…
12 Eylül 1980 askeri darbesinin anarşiye karşı yapıldığına ilişkin inanç halen yerleşiktir… Oysa anarşi sadece yapay bir bahaneydi… 12 Eylül askeri darbesinin temel iki sebebi vardı… Birinci sebep… Türkiye’ye piyasa ekonomisine geçiş yaptırarak küresel dünya ile uyumunu, bütünleşmesini sağlamak… İkinci sebep: Ilımla İslâm’ı, siyasal iktidara taşımak… Bir dönemler “Takunyalı” kardeşlerin en büyüğü olan DPT ve Başbakanlık müsteşarı Turgut Özal, 12 Eylül’den önceki son ara seçimlerde MSP Milletvekili aday adayı idi… “Küreselci” olduğu için, milli görüşçü Erbakan tarafından veto yedi… Buna rağmen 12 Eylül operasyonunu gerçekleştiren generaller tarafından ekonominin birinci adamı yapıldı… Keza başta Kenan Evren olmak üzere diğer paşaların her ağızlarını açışlarında Kuran’dan sureler veya hadislerden bölümler okumaları da tesadüf değildir… Şöyle söylemek gerekirse… 12 Eylül 1980 operasyonu; ekonomik ve siyasal sistemde bir dönüşümü sağlamak için gerçekleştirilmişti…
SINIR DEĞİŞİKLİKLERİNE HAZIR OLUN…
Şimdi (son yıllarda) yapılanlar ise Türkiye’nin sınırlarını (en azından üniter yapıyı) değiştirmeye yöneliktir… 12 Eylül ile piyasa ekonomisine geçiş sağlanmıştır ama Ilımlı İslâm’ın ülkeyi yönetmesi tam olarak gerçekleştirilememiştir… Demokrasi, insan hakları, hukuk, yargı gibi romantik söylemler birer örtüden ibarettir… Dünya artık ne Amerika’nın, ne Rusya’nın ve ne de Avrupa Birliği’nin yönetimindedir… Dünya yönetimi uzun zamandır küresel şirketlerin elindedir ve bu süreç devam edecektir… Küresel şirketler için önemli olan Türkiye’nin lâik cumhuriyet veya şeriat düzenine dayalı cumhuriyet olması değildir… Onlar; küresel ekonomik sistemle uyumunu sürdüren bir İslam cumhuriyetini, küresel ekonomik sistemin dışında kalmış bir laik cumhuriyete tercih ederler… Ergenekon adı verilen dosya çerçevesinde toplananlara dikkat edin… Her biri kendi kulvarlarında ortada sayılabilecek isimlerdir… Buna karşılık orduyu operasyona açıkça tahrik eden Emin Çölaşan, Tuncay Özkan ve Hulki Cevizoğlu ellerini kollarını sallayarak işlerini yapmaktadırlar… Neden?.. Çünkü bu üç isim gözaltına alınsa makul vatandaş sesini çıkarmayacaktır… Oysa İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Ufuk Büyükçelebi gibi makul gazeteciler veya Eruygur, Tolon gibi makul paşalar gözaltına alınırsa kutuplaşma giderek artacaktır…
YAKIN TARİHİ BİLMEDEN OLMAZ…
Bütün bu olayları, KÜRTLERLE DANS, DERİN KIYAMET ve BENCİL HESAPLAR isimli romanlarımda anlatmıştım… O romanlarda bu gün yaşadığımız olayları bire bir yazarken istihbaratlarımı değerlendirmedim… Çünkü herhangi bir istihbarat almış değildim… Ama dünyadaki gelişmeleri görüyordum… 12 Eylül 1980’de ekonomik ve siyasal sistemini değiştiren Türkiye artık sınırlarını (ya da üniter yapısını) değiştirecekti… 17 Mayıs 2004 tarihli Tercüman Gazetesi’nde (Ilıcakların) “Yakın tarih önemli” başlığı altında yayımlanan makalemde işte buna dikkat çekmiştim… Belli ki gözlerden kaçmıştı… Bakınız…
DEMOKRASİNİN KÜLFETİ DE VAR…
Bir kere daha görüldü ki; demokrasinin nimetleri olduğu gibi külfetleri de var… Eğer demokrasilerde, belediye otobüsünde biletçilik yapan, genel kültürü sığ biri de başbakanlık yapabiliyorsa, külfetlerine ya katlanacaksınız ya da önlem alacaksınız… Erdoğan (bence) iyi niyetli, içinden çıktığı halkı iyi tanıyan kurnaz bir siyasetçi… O kadar… Ama bu yetenekleri, dünya siyasetinde etkinliği olması gereken bir ülkeyi daha uzun sre yönetmeye yetmez… Erdoğan, kendisini başbakan yapanların işlerini gördü ve artık sonuna yaklaştı… Cüneyt Zapsu’nun söylediklerini hatırlayın: Amerikan yönetimine ne demişti?. “Sifonu çekip kuburdan atacağınıza kullanın…” Ne yazık ki sifonu çekmenin zamanı şimdi geldi… Erdoğan; bir dini cemaat ile yakınlaşarak iktidar olduğunun farkına varamadı… Kullanıldığının ise hiç farkında olmadı… Her şeyi karizması ile hak ettiğini sandı… Bu yaşanan kavga; kökten laikçilerle, siyasal İslamcıların ekonomi kavgası… 700 milyar dolarlık bir pastayı kapma kavgası… Kökten Laikçiler küresel dünya ile kava ederek pastadan pay kapabileceklerini zannediyorlar ve fakat yanılıyorlar… Erdoğan ve ekibi ise elde ettikleri maddi gücün kendilerine neden verildiğinin gerçek sebebini bir türlü çözemiyorlar…
KİM KAZANDI? KİM KAYBETTİ?..
İşte oyun bitti… Oyunu, Abdullah Gül ve Fethullah Gülen ekibi kazandı… Ve elbette küresel şirketler… Erdoğan bu kavgada sıradan bir figürandı zaten… Hedef AKP değil, Erdoğan’dır… Bunun böyle olduğunu AKP ile ilgili kapatma davası açıldığında yazmıştım… AKP ya bir bütün olarak korunup, yeni bir Erdoğan benzerine (büyük ihtimalle laik devletle kavgası olmayan ama iyi bir Müslüman) teslim edilecektir… Ya da parçalanacak ama yeni seçimlerde yine Erdoğan’dan farklı düşünmeyen ancak Kürt sorunu ile açıkça yüzleşebilecek iyi bir Müslüman bulunup çıkarılacaktır… Bu iyi Müslüman, her Cuma namazını kılan, her ramazan orucunu tutan Türkmen kökenli ve Gülen cemaati ile ilişkilerini iyileştiren Deniz Baykal bile olabilir… Cem Boyner, Erdoğan’ın İslami etkinliği olmayanı olduğu için bütün pompalamalara rağmen kazanamadı… Oysa artık bu gerçek biliniyor… Bunu kim yapacak?.. Derin Kıyamet romanımda, Necip Targan isimli emekli paşa şöyle diyordu: “Türkiye, dünyadaki en büyük Yahudi devletidir”… Ancak oyun henüz tam olarak bitmedi… Önümüzdeki günlerde liberal demokrat birkaç gazeteci yazara (aynı zamanda akademisyen) suikast girişiminde bulunulabilir… Çünkü o suikast girişimleri de oyunun bir parçası… Yine bir romanımdan (BENCİL HESAPLAR) küçük bir alıntı ile bitireyim… Bu gün benzerini Hıncal Uluç yazmış…
PAŞALAR VE TÜRKİYE
Yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Adnan Berk Okan karısının saçlarını okşadı… “Sadece, güvenoyu alıncaya kadar unutacağım… Bu ülkede çok hükümet değişti ama iktidar hep aynı kaldı Sanem... Zamanında Demirel’i… Zamanında Özal’ı… Zamanında Çiller’i… Zamanında Erdoğan’ı hükümet yaptılar ama bu politikacıların hiçbiri iktidar olamadılar... Buyur işte en son Erdoğan... İktidar olmak istediği anda bitirildi. Şimdi de ben… Ama ben iktidar olacağım Sanem…” Bunları söyledikten sonra, iradesi dışında Necip Targan Paşa’ın bir konuşmasını hatırladı. “Türkler asker geleneğinden gelen bir millettir... Cumhuriyeti kuran ve bütün devrimleri yapan Mustafa Kemal ve arkadaşları askerdiler... Türkiye’ye demokrasiyi eski bir asker olan İsmet Paşa getirmiştir... En özgürlükçü anayasa, 27 Mayıs’ı yapan askerler tarafından yazdırılmıştır... Türkiye piyasa ekonomisine de 12 Eylül askeri darbesiyle geçiş yapmıştır... 28 Şubat. Dünya tarihinde ilk kez bir ülkenin silâhlı kuvvetleri suya sabuna dokunmadan iktidar ve haliyle ülkenin kaderini değiştirmişlerdir... Eğer Türkiye, üniter yapı içinde özerk bölgelere ayrılacaksa bunu da yine askerlerin eliyle yapmakta fayda vardır” demişti. İçi ürperdi… Yoksa?...
BENCİL HESAPLAR. 2006. SAHİFE 627 MEMDUH BAYRAKTAROĞLU
Memduh Bayraktaroğlu 01.07.2008
|
GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/2436
|