|
|
|
Coğrafya koz olamaz... Son zamanlarda bilhassa hükümete destek veren arkadaşlar arasında "İttihat ve terakki Partisi" ile CHP'yi özdeşleştirmek pek moda oldu... Elbette CHP'nin bazı tavır alışları İttihatçılara benziyor ama bence daha çok benzeyen AKP... CHP'nin İttihatçılığı kökten lâikçiliğinde... Çünkü İttihatçılar da en çok, Osmanlı'nın "Şeriat Devleti" olacağından korkarlardı.. İttihatçılara göre şeriatla yönetilen Osmanlı, Avrupa'dan tamamen dışlanacaktı... Bu günkü tabloya bakarsanız Avrupa ile sıcak ilişkileri kurmak isteyen parti AKP, bunu "teslimiyet" olarak kabullenen ise CHP.. Abdülhamit gibi otoriter bir padişaha rağmen ta Selânik'ten ordu getirtip 31 Mart Darbesini yaptılar... O kadar... 31 Mart darbesi hariç CHP ile İttihat Terakki arasında pek benzerlik yoktur... "27 Mayıs 1960 darbesini kim yaptı?" diye sorarsanız taraflardan birinin CHP olduğunu söyleyebiliriz elbette ama darbeyi asıl yaptıranlar İngiltere ve içerideki işbirlikçileridir... Amaç, Türkiye'de Baas tipi bir Sosyalist partiyi ordu desteğinde iktidara getirmekti ama.. Başaramadılar... Çünkü Türk halkına, "Sosyalizm=Dinsizlik" olarak ezberletilmişti... Nitekim ilerleyen yıllarda, bugünkü AKP'nin karbon kopya programına sahip Yeni Demokrasi Hareketi ve lideri Cem Boyner'in "din ayağı" olmadığı için aldığı oy % birbuçuğu geçememişti... Yine geleyim İttihatçılara... Onlar da o gün Osmanlı'nın coğrafi konumunu yanlış değerlendirmişlerdi... Bu gün aynı şeyi AKP Hükümeti yapıyor... İttihatçılar, Osmanlı'nın bulunduğu coğrafyanın her şey olduğuna kendilerini inandırınca Osmanlı paramparça olmuştu... Şimdi de AKP Hükümeti, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyayı koz olarak kullanarak bütün müttefiklerini elinde tutacağını sanıyor ama görüyoruz ki hem pek bir işe yaramıyor, hem de kötü bir iç çekişme ile hızla bir kargaşaya doğru sürükleniyoruz... Merhum Özal da baştan iyi götürdüğü politikalarını sonradan (yine dövize sıkışınca) Türkiye'nin coğrafi konumu ve ordunun gücü üzerinden pazarlamaya kalkışmıştı.. Sonuç malûm... İçeride kızılca kıyamet koptu... İlk seçimlerde partisi perişan oldu... Başbakan Erdoğan kimlerle istişare ediyor bilmiyorum ama son zamanlarda hem iç politik ve hem de dış politik konularda telâfisi mümkün olmayan hatalar yapıyor... İşin daha da kötüsü... Erdoğan'ı samimiyetle ve doğru söylemlerle uyaracak muhalefet de yok... MHP, AKP'yi değilse de "Erdoğan'ı nasıl yasaklatırız" çabasının içinde... Onlara göre AKP=Erdoğan... Erdoğan yoksa, AKP de yok... CHP deseniz iktidar olup olmamak umurunda değil, sadece kavga ediyor... Haliyle gerçek muhalefet yapma görevi parlamento dışına (TÜSİAD, TOBB) kalıyor... Ve bunun nasıl da büyük bir tehlike olduğunu hükümetten önce görmesi gereken muhalefet ya görmüyor veya görmezden gelmek işine geliyor...
Memduh Bayraktaroğlu 27.03.2008
|
GERİ İZLEME URL'si: http://www.blogsever.com/trackback/1545
|
AKP kapatılmayacak
AKP kapatılmayacakAhmet Hakan, 17 Mart 2008 tarihli Hürriyet'te şöyle yazıyordu:"Bence kapatılacakBaştan söyleyeyim: Tersi çıkarsa...Ne bikini giyerim... Ne kellemi keserim... Ne de Taksim Meydanı'nda -affedersiniz- anırırım...Lütfen benden 'Münasebetsiz Ahmet Çakar Efendi tavrı' ya da 'Dikkat çekmek için kıvranan Hıncal Efendi çıkışı' beklemeyin...Ancak...Münasebetsizlik yapmama kararlılığım, 'iddiasız' olacağım anlamına gelmesin...Evet, iddialıyım... Bu parti kapatılacak!"Ben de Ahmet Hakan'a hitaben şöyle yazmıştım:AKP kapatılmayacak...Kapatılırsa taahhütte bulunacağım bir çılgınlık bilemiyorum çünkü zaten hayatım çılgınlık içinde geçiyor...Kapatılırsa yapabileceğim tek şey samimi bir şekilde üzüntülerimi bildirmek olacaktır...Ancak...AKP kapatılmayacak ama başta Tayip Erdoğan olmak üzere en az 20 kişiye siyaset yasağı getirilecek..."Efendim anayasamızda böyle bir şey var mı?"Var, var...2001'de yapılan anayasa değişikliği parti kapamayı zorlaştırdı, siyaset yasağı getirmeyi değil...Peki kapatılmayan bir partinin genel başkanını ve kimi üyelerini hangi delile dayanıp kapatacaklar?..Söyleyeyim:Anayasanın başlangıç bölümünün beşinci fıkrasına dayanarak...1982 anayasasında 5. paragrafta "...Hiçbir düşünce ve mülâhaza" deniliyordu. Bu bölüm yanlış hatırlamıyorsam 1999'da "Hiçbir faaliyetin" olarak değiştirildi...İşte burası çok önemli...AKP'li hukukçular, "faaliyet" denilmiş olmasının partiyi kurtaracağından eminler ama bir şeyi unutuyorlar...Asıl suçlunun AKP olmadığını...AKP'nin kapatılma talebinin dayanaklarının genel Başkan (Başbakan) Erdoğan ve diğer parti yetkililerinin faaliyetleri olduğunu...Nedir bu faaliyetler?..Örneğin, Erdoğan'ın türban konusunda söyledikleri...Türbanın siyasi bir simge olduğunu zımnen kabullenişi...Ulemanın fetvası alınmadan kanun çıkarılmaması veya genelge yayımlanmamasına ilişkin görüşleri...Tüm bunlar birer "Faaliyet" olarak kabul ediliyor...En önemlisi; yargıçlar, Erdoğan ve arkadaşlarının 1924 anayasasına dönüşü özlediği konusunda kesin kanıya sahipler..."1924 anayasası fena mı?" diye sorarsanız o gün için iyi (bir savaş sonrası anayasasıdır ve yönetime güçlü otoriterlik yetkisi vermiştir ama demokratik değildir), bu gün için bir felâkettir...Tamamen çoğulculuğa dayalı bir anayasadır...Despottur...Kanunlar vardır ama 1924 Anayasasının hiçbir yerinde Yargı yoktur...Nitekim, 1924 anayasasını "ilga eden" 1961 anayasasına DP'nin devamı niteliği taşıyan partiler karşı çıkarken sol partiler ve kendini yeni sol olarak tanımlayan CHP destek vermişlerdir...Çünkü 1961 anayasası kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş, çoğulcu anlayışı değil, hukukun üstünlüğü ilkesini, daha doğru bir deyişle çağdaş bir demokrasi anlayışını getirmiştir...Geçen bir yazımda da işaret ettiğim gibi 1961 anayasası evrensel, 1982 anayasası yereldi...İlginç olan şu...AKP, 1982 anayasasına karşıymış gibi duruyor ama aslında talep ettiği her şey (bilhassa çoğulculuk)1982 anayasasının zaten özünde var...AKP, 1982 anayasasını değiştirmek değil, sadece, türbanla üniversitelere giriş yasağını kaldırmak istiyor...Müsülanlık Devleti ve insanlığı yönetmek içindir...AB üyesi ülke yönetimleri bir şeyin halen farkına varamıyorlar...Onlar Hıristiyan...Onların peygamberi (tekrar oluyor ama kusura bakmayın) hayatının tek bir gününde bile devlet yönetmedi...Vergi kanunu düzenlenmesi emrini vermedi...Ticari kurallar getirmedi...Savaşmadı... Barış yapmadı...Oysa İslâm peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V) savaş emri verdi...Barış anlaşmaları imzaladı...Vergi kanunları çıkardı...Devleti bizzat yönetti...Cihadın gerekliliğini anlattı...Hatta bunun Allah'ın bir emri olduğunu söyledi...Demek istemem şu...Avrupa'da hiçbir Hıristiyan demokrat parti, devleti dini kurallarla yönetmek istemez...Oysa peygamber sünneti diye cebinde çakı taşıyan, bıyıklarının boyunun, yine peygamber sünneti diye bir buğday tanesi büyüklüğünü geçmesine izin vermeyen bir zihniyet; kısa vadede elbette değil ama uzun vadede devleti mutlaka dini kurallara göre yönetmek isteyecektir...Anayasa Mahkemesi üyeleri (2 üyesi hariç) kendilerini Ahmet Necdet Sezer atadığı için değil, akılcılıklarının gereği, kapama davasına bu açıdan bakmaktadırlar...Onlar için tehlikeli olan AKP değil, AKP'yi yöneten kadrolardır...Bu nedenle ve biraz iddia ile söylüyorum ki; AKP kapatılmayacak...Hele AKPM'nin bildirisinden sonra (ki başka bildiriler daha ısmarlandı ve birer topçu ateşi gibi sürecek) AKP'nin kapatılma ihtimali hemen hiç kalmadı...Ancak bir kenara yazın...Tayip Bey ve arkadaşlarına sadece "5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi, denetçisi olamazlar" şeklinde bir yasak değil, "5 yıllık siyaset Yasağı" getirilecek...Benim tanıdığım (ya da bana ulaşan) en az cumhuriyet savcısı, dokunulmazlığı kaldırılacak olan Erdoğan hakkında kamu davası açmak için heyecanla bekliyorlar...Hem de dokunulmazlığının kaldırıldığı ilk gün savcılık celpleri yağmur gibi yağacak...Erdoğan'ın tek şansı var...Sözde değil, özde Lâik demokrat olduğuna "iyi saatte olsunlar"ı inandırabilmek...Bunu başarabilir mi?..Eğer en başta o çıkışları yapmasaydı zor değildi ama bu gün için söylüyorum "İmkânsız"...İleride olabilir mi?..Ben analistim, müneccim değil...Memduh Bayraktaroğlu
tarafından yazıldı: | 18/04 01:55PM
|
|