|
Genel Yayın Koordinatörlüğümde hazırlanan www.smarthaber.com yayınına başladı. MB. Gerilim, kargaşa ve sonunda... Düşünün bakalım... Çağdaşlığın hukuku zorlamasını mı tercih deresiniz?. Yoksa kutsal kitapların, çağdaş hukukun yerine geçmesini mi?. Eğer "Çağdaşlığın hukuku zorlamasını yeğlerim" diyorsanız, bu; "kutsal kitapların, çağdaş hukukun yerine geçmesine karşısınız" demektir... AKP'nin sorunu galiba burada yatıyor... AKP'nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuruda, çağdaş hukuka uyulmasını istiyorlar... Bu onların en doğal hakları... Ama... Diğer yanda ise neredeyse alenen kutsal kitap hükümlerinin, çağdaş hukukun yerini almasını seslendirecek kadar kendilerinden geçiyorlar... Ve bir başka soru daha... "Çağdaşlık", bir arkadaşımızın dediği gibi "İdeoloji" ise, çağdaş ideoloji mi iyidir?.. Yoksa dini ideoloji mi?.. AKP'lilerin ve AKP'ye destek veren medyanın cevapları yine kafa karıştırıyor... Bir yandan türbanı, çağdaşlığın ve modernitenin gereği gibi sunuyorlar... Diğer yanda ise, dini ideolojinin insanı ortaçağa kilitleyen prangalarını talep ediyorlar... Peki, Erdoğan'ın bile artık alenen tanımlamaktan çekinmediği "Ötekiler-Ulusalcılar" ne yanıyorlar?.. Onlara en somut örnek ise Türkiye'nin bir zamanlar en çok okunan; "Ulusalcı, Devletçi ve küreselleşme karşıtı" olarak bilinen köşe yazarı Emin Çölaşan'ın karısı Tansel Çölaşan'ın geçtiğimiz günlerde "Danıştay Daire Başkanı" olarak söyledikleri... Menderes ve iki bakanı (Polatkan, Zorlu) idam edildiklerinde halkın büyük coşku yaşadığı iddiası... Ulusalcı, Devletçi, Statükocu Bayan Çölaşan'ın söylemleri; dinci siyasetin önderlerinden biri olduğu kabul edilen Bülent Arınç'ın intikam, nefret, tehdit kokan konuşmalarından daha mı az tehlikeli?.. Yine örneğin; (Engin Akdiş de yazmıştı) İttihat Terakki'yi, CHP ile özdeşleştirmek mi daha doğru?.. Yoksa AKP ile mi?.. Bu, kişilere ve ideolojilere göre değişecek iki cevaplı soruları çoğaltabilirim. Ama bu neyi çözer?. Peki, doğrusu ne?.. Doğrusu, herkes karşısındakinin görüş ve düşüncelerine inanmasa bile empati ile bakmayı öğrenecek... Aksi; kesin gerilim, kargaşa ve sonunda... Neyse orasını söyleyip de felâket haberciliği yapmayayım... Şöyle tamamlayayım... Gerçek tehlikenin ne olduğunun hepimiz farkındayız fakat siyasi ve dini ideoloji, olaylara farklı pencerelerden bakmamızı engelliyor... Buna belki ben de dâhilim... Erdoğan ve Özkök...
Başbakan Erdoğan, şu geçiş döneminde medyaya büyük sorumluluk düştüğünü söylüyor... Ertuğrul Özkök de Türkiye'nin en etkin gazetesinin yöneticisi ve yazarı olarak aynı şeyi söylüyor... Her iki söylem ve talep de haklı... Peki, şu soruya ne cevap vereceğiz? "Başbakan'ın sorumlu olmasını istediği medya hangisi?.." Özkök tavrını açıkça belli etmiş... Diyor ki; "Başbakan'ın Manisa'da yaptığı konuşmada, 'medyaya da sorumluluk düştüğünü' söylemesi bence önemliydi. Ama bu mesajın önce, kendisine yakın medyaya verilmesinde ve onlar tarafından algılanmasında yarar var." Özkök'e "Haksız" diyebilir misiniz?. Laik, demokratik cumhuriyetçi medya habercilik yaparken tarafsız kalamıyor ama dinci medya hem taraf olup hem de tahrik ve iftirayı tercih ediyor... Bundan en büyük zararı gören ise kuşkusuz; Erdoğan ve hükümeti oluyor...
Memduh Bayraktaroğlu
25.03.2008
|