|
Köylü Demokrasisi "Demokrasi" sözcüğünün eski Yunanca'da "halk" anlamına gelen "demos" ile "otorite" anlamına gelen "kratos" kelimelerinin birleşmesinden türetildiği bilinir. "Halk Otoritesi" çocukluğumuzun yurttaşlık bilgisi kitaplarında "Halkın kendi kendini idare etmesi" olarak öğretilmiştir bizlere... İngiltere'de 1215 yılında, saray ile büyük çiftlik sahipleri-Kilise arasında imzalanan "Büyük sözleşme - Manga Carta", İngiliz demokrasisinin başlangıcı olarak kabul edilir... Biz Türkler ise o tarihlerde saray (veya büyük çadırda oturan bey) ile tebaa arasında bir sözleşme yapılabileceğini düşünemiyorduk bile... Manga Carta bir bakıma şunu anlatıyordu: "En tepede bir aile (kral, padişah, şah) bulunsa da o ülkede halk yönetime hâkim (en azından ortak)olabilir"... Buna rağmen "Demokrasi" denildiğinde ilk akla gelen şey; otoritesini Tanrı'dan alan bir ailenin mutlak hâkimiyetine karşı, halkın topyekûn yönetime katıldığı bir sistemdir... Bir başka deyişle demokrasi, feodalizmin tam karşıtıdır... Feodalizm ise özünde, "Köylülüktür"... Demokrasinin en büyük eksikliği, seçim sandıklarından, toplumun en eğitimsiz, en bencil ve aynı zamanda en din tutsağı sınıfının (köylü) iktidar olarak çıkabilme imkânıdır... Türkiye yıllarca, köylülerin (Ecevit'i de köylüler seçmişti) seçtiği iktidarlar tarafından, içine kapanık bir Devlet Kapitalizmi ile yönetildi... Son iki seçimde (ne yazık ki) ise "Dışa Dönük İslâmcı Köylü Liberaller" tarafından idare edilmektedir... İşin ilginç yanı, Dışa Dönük İslâmcı Köylü Liberaller, ilk beş yılda, kendilerinden önceki Laik Liberallerden daha başarılı oldular... Ne var ki ikinci dört yıla başladıklarının üzerinden daha 2 ay geçmeden, sınıflar arası bir kavga başlattılar... İktidar partisine oy veren halkın yaklaşık % 50'si, bu kavganın bir sınıf kavgası olduğunun farkında değil... Bir yanda elit sermaye, diğer yanda muhafazakâr taşra sermayesi; iktidar ve ekonomik güç için birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlar... Din, rekabeti sevmediği için haliyle mücadele ettiği sınıfları da cihat ortamında yok etmeye çalışıyor... Oysa 22 Temmuz seçimlerinde, muhafazakâr taşra sermayesi ile elit büyük kent sermayesi aynı partide birleşmiştiler: AKP... Çünkü birinciler, iktidarın da desteği ile sermaye güçlerini geliştirirken, ikinciler ise küresel sermaye ile bütünleşme imkânı buluyorlardı... Yani, dünyanın her yerinde olduğu gibi, renkleri (yaşam ve inanç anlayışları) farklı da olsa sermaye tek ortak paydada buluşabilmişti... Ama giderek görüldü ki, dine dayalı sermaye tarihsel özelliğinden gelen bencillikle kendisinden başkalarına hayat hakkı tanımamaya başladı... İçişlerinden milli eğitime; hukuktan spora; ulaştırmadan enerjiye; aklınıza ne gelirse bütün devlet katmanlarında sadece kendi yandaşlarını değerlendirdi... Diğer yanda elit büyük kent sermayesi sessiz kalırken, bürokratik elitler kazan kaldırdı. Bundan sonra ne olacak?. Bundan sonra ne olacağını bilmek için kâhin olmak gerekir ama "Ne yapılmalı?" diye sorulursa, aklı başında herkese sükûnet tavsiye edebilirim... İlle de Başbakan Erdoğan'a, hükümetine destek veriyor görünen medyanın şımarık ve kibirli havasına kendisini kaptırmamasını tavsiye ederim... Bu konuda o kadar deneyimliyim ki; bilhassa bu son söylediklerimi dikkate alırsa, herkes kazanır... Aksi halde "Köylü Demokrasisi" ile hepimiz kaybederiz... Halktan ve ülkeden söz ediyorum elbette...
Memduh Bayraktaroğlu 22.03.2008
|